Yunanlılar, 1919’un 15 Mayısında, sözüm ona büyük ideallerini gerçekleştirmek için İzmir’i işgal etmişlerdir. Batı Anadolu’yu, haçlı güruhunun son temsilcisi edasıyla zulümden geçirmişlerdir. Hangi köye gitseniz hangi ihtiyara sorsanız bu dönem hakkında söyleyecek bir acı gerçeği vardır. Yazımızın asıl konusunu oluşturan, yaşanılmış olan aşağıdaki hikâye de, Yunanlıların doğrudan olduğu gibi dolaylı yönden de nice zulümlerde bulunduklarının açık bir delilidir. Bu hikâye, Kütahya’nın Hisarcık ilçesinin Hasanlar köyü sakinlerinden Neslihan Mor ve Ümmü Uymaz’dan derlenmiştir. Hikâye şöyledir:
Yunan kuvvetleri Eskişehir’i işgal etmişlerdir. Halkı tam manasıyla kargaşa ve korku sarmıştır. Çünkü daha önceden Yunan askerlerinin Ege’de yaptığı zulümler halkın kulağına gitmiştir. Halk sokağa çıkmaya bile çekinmektedir. Ankara’daki meclis durumun vahametini iyi bildiği için meclisi daha doğudaki bir şehre taşıma planları yapmaktadır. Yunan kuvvetleri şehirde hâkimiyeti sağlamıştır. Başta hükümet konağı olmak üzere resmi dairelere el konularak bir süre sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Yunan kuvvetleri komutanı kendisine bir ev seçerek yerleşmiştir.
Aradan bir iki gün geçtikten sonra, Yunan komutan kaymakamı yanına çağırarak ahlaksız bir istekte bulunmuştur. Şehrin en güzel kızını kendisi için istemiştir. İsteğinin gerçekleşmemesi durumunda halkı kurşundan geçireceği tehdidinde bulunmuştur. Kaymakam, bu aşağılık isteği çaresiz kalarak yerine getirmeyi kabul etmiştir.
Şehrin en güzel kızı Nazik adlı güzeller güzeli bir kızdır. Nazik nişanlanalı on beş gün olmuş ama nişanlısı düzenli orduya katılmak üzere Ankara’ya gitmiştir. Nazik, elindeki kınası bile kurumadan ayrılık acısına düşmüştür. Kaymakam Nazik’i anne ve babasının elinden zorla alarak Yunan komutanına teslim etmiştir. Yunan komutan Nazik’in güzelliği karşısında büyülenmiştir. Komutan, Nazik’i bir savaş ganimeti gibi görerek başkent Atina’ya göndermiştir. Nazik Atina’ya varınca kralın bir akrabasıyla zorla evlendirilir. Evliliğinden yıllar geçmiş ve üç çocuğu olmuştur. Nazik, tüm baskılara rağmen dinini değiştirmemiş, Hıristiyan olmamıştır. Bir Yunanlı ile evli olduğunu ve ondan çocukları olduğunu yıllar geçmesine rağmen bir türlü kendisine yedirememiştir. Hatta çocuklarını bu yüzden sevmemektedir. Çünkü Yunanlıların, Anadolu’daki zulümlerini unutmamıştır.
Nazik Türkiye’ye dönmeyi düşünmektedir. Türkiye’ye gidecek bir gemi kaptanı ile anlaşır. Yüklü miktarda para verdiği kaptan, onu Türkiye’ye götürmeyi kabul eder. Anlaştıkları gün güneş doğmadan yola çıkarlar. Nazik çocuklarını da yanına alır. Kocası, Nazik’in kaçtığını anlasa da iş işten geçmiştir. Gemi tam denizin ortasındayken Nazik çocuklarını denize atmaya karar verir. Çocukları Nazik’e:
“Ne olur anne atma bizi denize
İstersen hemen döneriz dinimize”
deseler de Nazik çocuklarını Ege denizinin serin sularına atmıştır. Artık onu hayata bağlayan hiçbir şey kalmamıştır. Nazik, önce İzmir’e daha sonra da Eskişehir’e ulaşır. Tek isteği son nefesini ülkesinin toprağında vermektir. Anne ve babasını bile görmeden canına kıyar.
Nazik’in annesi bu duruma çok üzülmüş ve kızının arkasından birçok mani yakmıştır. Bu manilerden derleyebildiklerimiz şunlardır:
-1-
Arpalar hasat oldu
Nişanlım nasıl oldu
Ellerimin kınası
Yunana nasip oldu
-2-
Atina’nın üzümü
Söyleyemem sözümü
Üç kuzumu atarken
Yumuverdim gözümü
-3-
Atina’nın yanında
Asilik var karnında
Üç çocuğunu sorarsan
Balıkların karnında
-4-
Kırda kavak biter mi?
Dibinden su teper mi?
Sen gavur ben Müslüman
Bize nikâh düşer mi?
-5-
Çiğ yumurtayı içmem
Pis Yunan bize düşman
Sür gemici gemini
Ben dinimden vazgeçmem
-6-
Kabaklar köken attı
Yunanlar sulha yattı
Eskişehir muhtarı
Beni Yunan’a sattı
Benzer Konular:







